

Rüzgar enerjisi, iklim kriziyle mücadele, enerji arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri bakımından Avrupa ve Türkiye’nin enerji politikalarının merkezinde yer almaktadır. WindEurope tarafından yayımlanan Avrupa Rüzgâr Enerjisi İşgücü Raporu, sektörün yalnızca teknik ve çevresel değil, aynı zamanda istihdam ve ekonomik büyüme açısından da stratejik bir alan olduğunu ortaya koymaktadır. Rapora göre Avrupa’da rüzgâr enerjisi sektöründe istihdamın 2030 yılına kadar 443 bin seviyesinden 600 binin üzerine çıkması beklenmektedir. Bu büyüme, yatırımcılar bakımından hukuki öngörülebilirlik ve mevzuata hâkimiyetin önemini daha da artırmaktadır.
I. Avrupa’da Rüzgâr Enerjisi Sektörü ve İşgücü Dinamikleri
WindEurope verileri, rüzgâr enerjisinin Avrupa’da sanayi, mühendislik, lojistik ve bakım-onarım gibi alanlarda çok katmanlı bir istihdam ekosistemi yarattığını göstermektedir. İstihdamın yaklaşık %80’i karasal (onshore) rüzgâr projelerinde yoğunlaşırken, açık deniz (offshore) rüzgâr projeleri toplam doğrudan istihdamın yaklaşık %20’sini oluşturmaktadır.
Bu durum, özellikle offshore projelerde yüksek sermaye ihtiyacı, uzun vadeli sözleşmeler ve karmaşık izin süreçleri nedeniyle hukuki uzmanlığın önemini artırmaktadır. Avrupa’da rüzgâr enerjisi yatırımları, sadece ulusal mevzuata değil, aynı zamanda AB enerji hukuku, rekabet hukuku ve devlet yardımları rejimine tabi olarak geliştirilmektedir.
II. Avrupa Birliği Hukukunda Rüzgâr Enerjisi Yatırımları
1. Temel Mevzuat Çerçevesi
Avrupa Birliği’nde rüzgâr enerjisi yatırımlarının hukuki temelini şu düzenlemeler oluşturmaktadır:
● Yenilenebilir Enerji Direktifi (RED II / RED III): Üye devletlerin yenilenebilir enerji hedeflerini, izin süreçlerini ve şebeke entegrasyonunu düzenler.
● AB Elektrik Piyasası Mevzuatı: Üretim, iletim ve satış faaliyetlerinde serbest piyasa ilkelerini ve sınır ötesi elektrik ticaretini güvence altına alır.
● Devlet Yardımları Kuralları: Rüzgâr enerjisi projelerine sağlanan teşviklerin rekabeti bozmayacak şekilde yapılandırılmasını zorunlu kılar.
Bu çerçevede yatırımcılar, teşvik mekanizmalarının hukuka uygunluğu, geri alınabilirliği (claw-back riskleri) ve uzun vadeli öngörülebilirliği bakımından ayrıntılı bir hukuki analiz yapmak durumundadır.
2. Offshore Rüzgâr ve Deniz Alanlarının Hukuki Statüsü
Offshore rüzgâr projeleri, deniz alanlarının tahsisi, çevresel etki değerlendirmeleri ve deniz hukuku ilkeleri bakımından daha karmaşık bir yapı arz etmektedir. Bu projelerde:
● Deniz alanlarının kullanım hakkı,
● Ulusal ve uluslararası çevre koruma yükümlülükleri,
● Uzun süreli kira ve bağlantı anlaşmaları
hukuki risk yönetiminin merkezinde yer almaktadır.
III. Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi: Mevzuat ve Güncel Gelişmeler
1. Ulusal Hukuki Çerçeve
Türkiye’de rüzgâr enerjisi yatırımlarının hukuki dayanağı başlıca şu düzenlemelere dayanmaktadır:
● 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu
● 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
● Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ikincil mevzuatı
● YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) düzenlemeleri
Bu mevzuat çerçevesinde rüzgâr enerjisi yatırımları; önlisans, lisans, ÇED, bağlantı anlaşmaları ve kamulaştırma süreçleri gibi çok aşamalı bir idari yapıya tabidir.
2. Teşvik Mekanizmaları ve YEKDEM
Türkiye’de rüzgâr enerjisi yatırımlarının ekonomik fizibilitesinde YEKDEM önemli bir rol oynamaktadır. Alım garantileri, yerli aksam teşvikleri ve yatırım teşvik belgeleri; doğru hukuki kurgulanmadığında yatırımcı açısından geri ödeme, iptal veya idari yaptırım riskleri doğurabilmektedir.
3. İzin Sürelerinin Kısaltılması ve Hukuki Etkileri
Son dönemde yapılan yasal ve idari düzenlemelerle rüzgâr enerjisi projelerinde izin süreçlerinin kısaltılması hedeflenmektedir. Bu durum, yatırım ortamını iyileştirmekle birlikte, idari işlemlerin hızlanmasına paralel olarak hukuki denetimin ve itiraz yollarının etkin kullanımını daha da önemli hâle getirmektedir.
IV. Avrupa – Türkiye Arasında Hukuki Bir Köprü Olarak Yatırım Hukuku
Türkiye ile Avrupa arasındaki rüzgâr enerjisi yatırımlarında, uluslararası yatırım hukuku yatırımcılar açısından yalnızca tamamlayıcı bir çerçeve değil, doğrudan hukuki güvence sağlayan stratejik bir araç niteliği taşımaktadır. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları sayesinde yatırımların mali yükü öngörülebilir hâle gelirken, yatırımların karşılıklı teşviki ve korunmasına ilişkin ikili anlaşmalar yatırımcıların mülkiyet hakkını, kamulaştırmaya karşı korunmasını ve adil ve hakkaniyete uygun muamele ilkesini güvence altına almaktadır.
Bununla birlikte Enerji Şartı Antlaşması, özellikle enerji yatırımlarında devlet uygulamalarından kaynaklanabilecek risklere karşı uluslararası düzeyde başvuru ve uyuşmazlık çözüm mekanizmaları sunarak yatırımcıya güçlü bir koruma sağlar. Bu çok katmanlı hukuki yapı, rüzgâr enerjisi gibi uzun vadeli ve sermaye yoğun projelerde yatırım kararlarının sağlam bir hukuki zemine oturtulmasını zorunlu kılmakta; ulusal mevzuat ile uluslararası yükümlülüklerin birlikte ve bütüncül şekilde değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu noktada, uluslararası yatırım hukuku alanında derin mevzuat bilgisi ve uygulama tecrübesi, yatırımın güvenliği ve sürekliliği açısından belirleyici bir rol oynamaktadır.
V. Hukuki Bilgi Neden Belirleyici?
Rüzgâr enerjisi yatırımları, uzun vadeli taahhütler ve yüksek sermaye gereksinimi nedeniyle hukuki risk yönetiminin yatırımın başarısını doğrudan etkilediği alanların başında gelmektedir. Bu tür projelerde lisanslama ve izin süreçlerinin, yatırımın en başında yalnızca mevzuata uyum perspektifiyle değil, yatırımın tüm yaşam döngüsünü kapsayan bütüncül bir hukuki stratejiyle kurgulanması gerekmektedir. Teşvik ve destek mekanizmalarının hukuki sürdürülebilirliği, yatırımın finansman yapısı ve uzun vadeli nakit akışı üzerinde belirleyici olurken; Avrupa Birliği düzenlemeleri ile Türkiye’deki mevzuat arasındaki uyum ve farklılıkların doğru analiz edilmesi, sınır ötesi yatırımlarda ortaya çıkabilecek regülasyon kaynaklı belirsizliklerin ve yapısal risklerin önüne geçilmesini sağlar. Bununla birlikte, olası uyuşmazlık senaryolarında hangi ulusal veya uluslararası çözüm yollarının devreye gireceğinin yatırımın erken aşamasında öngörülmesi, yatırımcıyı koruyan güçlü ve öngörülebilir bir hukuki pozisyon yaratır. Bu çerçevede hukuki danışmanlık, yalnızca süreçlere eşlik eden teknik bir destek değil; yatırımın planlama aşamasından işletme dönemine kadar tüm karar alma mekanizmalarını şekillendiren stratejik bir güvence unsuru hâline gelmektedir.
Avrupa’da rüzgâr enerjisi sektörünün hızla büyüyen istihdam yapısı ve Türkiye’nin artan kurulu gücü, bu alanı yatırımcılar açısından yüksek potansiyelli kılmaktadır. Ancak bu potansiyelin sürdürülebilir bir yatırıma dönüşebilmesi, hukuki bilgiye dayalı, öngörülü ve stratejik bir yaklaşımın benimsenmesiyle mümkündür. Rüzgâr enerjisi artık yalnızca teknik bir enerji yatırımı değil; aynı zamanda hukuk, finans ve kamu politikalarının kesiştiği stratejik bir alandır.
Kaynaklar:
● WindEurope, European Wind Energy Workforce Report
● Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Direktifleri (RED II – RED III)
● 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu
● 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
● Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Mevzuatı
● Enerji Şartı Antlaşması (Energy Charter Treaty)
● Avrupa Birliği Enerji ve Rekabet Hukuku Dokümanları
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.