

Küresel Eşitsizlik, İnsan Hakları ve Hukuki Dönüşümün Zorunluluğu
Küresel ekonomi, eşitsizlik, iklim krizi, teknolojik dönüşüm ve demokratik alanların daralması gibi birbirini besleyen çoklu krizlerin şekillendirdiği bir belirsizlik çağından geçmektedir. 2026 Dünya Eşitsizlik Raporu’nun ortaya koyduğu veriler, bu krizin yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sosyal, çevresel ve hukuki bir nitelik taşıdığını açıkça göstermektedir. Servetin ve gelirin aşırı yoğunlaşması, fırsat eşitsizliğinin kalıcılaşması ve iklim krizinin yükünün adaletsiz biçimde paylaşılması, mevcut ekonomik düzenin sürdürülebilirliğini ciddi biçimde sorgulatmaktadır.
Bu tablo karşısında insan hakları, artık yalnızca normatif bir değerler bütünü değil; küresel ekonomik düzenin istikrarı ve şirketlerin uzun vadeli varlığı açısından da merkezi bir hukuki referans noktası haline gelmiştir.
Küresel Eşitsizlik Yapısal Bir İnsan Hakları Sorunu Haline Geldi
Dünya Eşitsizlik Raporu 2026’ya göre, dünya nüfusunun yalnızca %0,001’ini oluşturan yaklaşık 60 bin kişi, insanlığın en yoksul yarısının toplam servetinin üç katından fazlasını kontrol etmektedir. En zengin %10’un küresel servetin %75’ine sahip olması, eşitsizliğin tesadüfi değil; yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu durum, başta yaşama hakkı, çalışma hakkı, eğitime erişim, sağlık ve insana yakışır yaşam standardı olmak üzere pek çok temel hakkın fiilen kullanılamamasına yol açmaktadır. Dolayısıyla eşitsizlik, yalnızca gelir dağılımına ilişkin bir ekonomik sorun değil; devletlerin ve özel sektörün yükümlülük alanına giren çok boyutlu bir insan hakları ihlali riski olarak değerlendirilmelidir.
İş Dünyasının Dönüşen Hukuki Konumu
Küreselleşme ile birlikte şirketler, yalnızca ekonomik aktörler olmaktan çıkmış; tedarik zincirleri, yatırım kararları ve teknolojik altyapıları aracılığıyla milyonlarca insanın yaşam koşullarını etkileyen norm koyucu güce sahip aktörler haline gelmiştir. Bu dönüşüm, iş dünyasının insan hakları karşısındaki sorumluluğunu da niteliksel olarak değiştirmiştir.
Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri (UNGPs), şirketlerin insan haklarına saygı sorumluluğunu açık biçimde tanımlamış; bu sorumluluğun devlet yükümlülüklerinden bağımsız ve doğrudan olduğunu ortaya koymuştur. Günümüzde bu yaklaşım, başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok yargı alanında zorunlu insan hakları durum tespiti (Human Rights Due Diligence – HRDD) düzenlemeleri ile bağlayıcı hukuka dönüşmektedir.
Belirsizlikler Çağında Hukuki Araçlar “Durum Tespiti, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik”
İnsan hakları durum tespiti, şirketlerin yalnızca riskleri tanımlamasını değil; bu riskleri önleyici, azaltıcı ve telafi edici mekanizmalar geliştirmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda etkili bir HRDD süreci;
● Tedarik zincirlerinin tüm halkalarını kapsayan risk haritalamasını,
● Çalışanlar, yerel topluluklar ve kırılgan gruplarla anlamlı paydaş katılımını,
● Etki temelli performans göstergeleriyle izleme ve raporlamayı,
● Şikâyet ve telafi mekanizmalarının erişilebilirliğini,
hukuki bir yükümlülük alanı haline getirmektedir.
Bu araçlar, yalnızca insan hakları ihlallerini önlemekle kalmamakta; aynı zamanda şirketleri operasyonel, finansal ve itibari risklere karşı daha dayanıklı hale getirmektedir.
Eşitsizlik, İklim ve İnsan Hakları Birbirinden Ayrılamaz Alanlardır
Raporun ortaya koyduğu üzere, en zengin %10 küresel karbon emisyonlarının yaklaşık %77’sinden sorumludur. Buna karşılık en yoksul yarının iklim krizine katkısı son derece sınırlıdır. Bu veri, iklim krizinin aynı zamanda bir eşitsizlik ve adalet sorunu olduğunu göstermektedir.
İklim politikalarının ve yeşil dönüşüm stratejilerinin insan hakları perspektifiyle ele alınmaması, yeni eşitsizlik biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açma riski taşımaktadır. Bu nedenle şirketlerin iklim stratejileri, “adil dönüşüm” ilkesiyle uyumlu; çalışanları, yerel toplulukları ve tedarik zincirlerini koruyan bir hukuki çerçeveye dayanmalıdır.
Ortak Sorumluluk ve Dönüşüm Mümkün mü?
Belirsizlikler çağında dönüşüm mümkündür; ancak bu dönüşüm, parçalı ve gönüllü adımlarla değil, bütüncül ve bağlayıcı bir sorumluluk anlayışıyla gerçekleşebilir. Hukuk, bu dönüşümün hem sınırlarını hem de yönünü belirleyen temel araçtır.
İş dünyası açısından insan haklarını merkeze alan bir yaklaşım;
● Kısa vadeli kâr maksimizasyonu yerine uzun vadeli değer yaratımını,
● Risk yönetimi yerine etki yönetimini,
● Uyum odaklı bakış yerine sorumluluk temelli yönetişimi,
zorunlu kılmaktadır.
Geleceğin Hukuku, Bugünün Sorumluluğu
İnsan hakları, eşitlik ve onur; belirsizlikler çağında lüks değil, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğin ön koşuludur. 2026 Dünya Eşitsizlik Raporu’nun verileri ve küresel insan hakları gündemi, iş dünyasının artık tarafsız bir gözlemci olamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün şirketlerin aldığı her stratejik karar, yalnızca finansal sonuçlar değil; toplumsal etkiler ve hukuki sorumluluklar da doğurmaktadır. İnsan haklarını iş stratejilerinin merkezine alan şirketler, yalnızca risklerini azaltmakla kalmamakta; aynı zamanda geleceğin daha adil, dayanıklı ve sürdürülebilir ekonomik düzeninin inşasında aktif bir rol üstlenmektedir.
Bu bağlamda asıl soru, dönüşümün mümkün olup olmadığı değil; dönüşümün ne kadar gecikeceği ve bu gecikmenin maliyetinin kimler tarafından ödeneceğidir.
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.