

Yeşil dönüşüm, küresel ekonomide yeni istihdam alanları yaratmakta; ancak bu dönüşümün gerektirdiği beceriler, işgücü piyasasında aynı hızla gelişmemektedir. LinkedIn’in Global Green Skills Report 2025 verileri, yeşil işe alımlar ile yeşil becerilerin gelişim hızı arasındaki farkın giderek açıldığını ortaya koymaktadır. Ancak yeşil ekonominin büyüme ivmesi ile bu dönüşümü taşıyacak insan kaynağının gelişim hızı arasındaki makas, 2026’ya yaklaşırken ciddi bir hukuki ve yapısal risk alanı yaratıyor.
İklim değişikliğiyle mücadele, son on yılda çevre hukukunun sınırlarını aşarak ekonomik, sosyal ve hukuki düzenin tamamını etkileyen yapısal bir dönüşüme evrilmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca karbon emisyonlarının azaltılmasını değil; üretim biçimlerinin, tedarik zincirlerinin ve istihdam yapılarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda “yeşil istihdam”, iklim hedeflerinin hayata geçirilmesinde kilit bir araç olarak görülmektedir.
Ancak yeşil istihdamın nicel artışı ile bu istihdamı taşıyacak yeşil becerilerin nitel gelişimi arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunmaktadır. LinkedIn’in 2025 yılına ait Küresel Yeşil Beceriler Raporu, bu uyumsuzluğu somut verilerle ortaya koyarak, yeşil dönüşümün insan kaynağı boyutunun ihmal edilmesi hâlinde hem iklim eyleminin hem de ekonomik büyümenin risk altına gireceğini göstermektedir¹.
Raporda, 2021–2025 döneminde yeşil beceriler yıllık ortalama %3,4 oranında artarken, yeşil işe alımlar %6,2 oranında büyüdü. 2024–2025 arasında ise fark daha da açıldı; yeşil işe alımlar %7,7 artarken beceri gelişimi %4,3’te kaldı.
Bu tablo, yalnızca bir “nitelikli işgücü eksikliği” sorunu değil; iklim hukuku hedeflerinin uygulanabilirliği, adil dönüşüm ilkeleri ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından yapısal bir alarmdır.
I. Yeşil Dönüşüm ve Hukuki Çerçevenin Genişlemesi
A. İklim Hukukunda Normatif Yoğunlaşma
Son yıllarda iklim ve sürdürülebilirlik alanında dikkat çekici bir norm üretimi gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD) gibi düzenlemeler, şirketlere çevresel ve sosyal etkilerini ölçme, raporlama ve yönetme yükümlülüğü getirmektedir².
Bu düzenlemeler, şirketlerin yalnızca sonuç odaklı değil; süreç odaklı bir sorumluluk üstlenmesini öngörmektedir. Ancak bu sorumlulukların büyük bölümü, uygulayıcı bilgi ve beceriye sahip insan kaynağının varlığına dayanmaktadır.
B. Norm–Uygulama Arasındaki Yapısal Boşluk
Yeşil beceri açığı, hukuki açıdan norm ile uygulama arasındaki klasik boşluğun yeni bir görünümüdür. Mevzuat hızla genişlerken, bu mevzuatı hayata geçirecek uzmanlık alanları yeterince gelişmemektedir. Bu durum, özellikle şu riskleri doğurmaktadır:
● Şirketlerin sürdürülebilirlik raporlarının fiili karşılıktan yoksun kalması (greenwashing),
● Uyum yükümlülüklerinin yerine getirilememesi nedeniyle idari ve hukuki yaptırım riski,
● İklim hedeflerinin sembolik düzeyde kalması.
II. Yeşil Becerilerin İş Hukuku Açısından Yeniden Konumlanması
A. Yeşil Becerilerin Yaygınlaşması ve Rol Dönüşümü
LinkedIn verilerine göre, 2025 itibarıyla yeşil becerilere sahip çalışanların %53’ü “yeşil” unvan taşımayan pozisyonlarda istihdam edilmiştir³. Bu veri, yeşil becerilerin artık yalnızca çevre veya sürdürülebilirlik uzmanlarına özgü olmadığını; işgücünün geneline yayılan bir yetkinlik alanına dönüştüğünü göstermektedir.
Bu durum, iş hukuku bakımından geleneksel meslek tanımlarının ve görev kapsamlarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
B. İşverenin Eğitim ve Özen Yükümlülüğü
İşverenin çalışanı eğitme yükümlülüğü, klasik olarak iş sağlığı ve güvenliği bağlamında ele alınmıştır. Ancak 2026 perspektifinde, çevresel etki yönetimi, enerji verimliliği ve iklim risklerinin de işverenin özen borcu kapsamında değerlendirilmesi kaçınılmaz hâle gelmektedir⁴.
Bu bağlamda, yeşil becerilere erişimi olmayan çalışanların sistematik biçimde dışlanması, ayrımcılık yasağı ve eşit işlem ilkesi bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.
III. Yeşil Beceri Açığı ve Adil Dönüşüm İlkesi
Adil dönüşüm ilkesi, iklim politikalarının sosyal boyutunu güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak LinkedIn raporu, yeşil becerilere sahip çalışanların küresel ortalamanın %46,6 üzerinde işe alınma avantajına sahip olduğunu ortaya koymaktadır⁵. Bu durum, beceriye erişimi olmayan grupların yeşil ekonominin dışında kalma riskini artırmaktadır.
Dolayısıyla yeşil beceri açığı, yalnızca ekonomik değil; sosyal adalet ve eşitlik sorunu olarak da değerlendirilmelidir. Devletlerin ve kamu otoritelerinin, yeşil dönüşümü yalnızca hedef koyan değil; beceri geliştiren politikalarla desteklemesi, adil dönüşüm ilkesinin hukuki gereğidir.
2026’ya Giderken Hukukun Sessiz Uyarısı
Yeşil dönüşüm, hukuki metinler açısından güçlü; insan kaynağı açısından ise kırılgan bir zeminde ilerlemektedir. Yeşil istihdam artarken yeşil becerilerin aynı hızda gelişmemesi, iklim hukuku hedeflerinin uygulanabilirliğini doğrudan tehdit etmektedir.
2026 yılına yaklaşırken yeşil beceri açığı, artık yalnızca eğitim politikalarının değil; iş hukuku, kamu politikası ve sürdürülebilirlik hukukunun ortak sorumluluk alanıdır. İnsan kaynağı yatırımı olmaksızın yeşil dönüşümün hukuki altyapısının etkili olması mümkün değildir.
Dipnotlar
1. LinkedIn Economic Graph, Global Green Skills Report 2025, s. 4–7.
2. Avrupa Birliği Komisyonu, European Green Deal ve ilgili ikincil mevzuat.
3. LinkedIn, Global Green Skills Report 2025, s. 12.
4. Süzek, S., İş Hukuku, İstanbul, 2023, s. 425 vd.
5. LinkedIn, Global Green Skills Report 2025, s. 18.
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.