

Türkiye’de yeşil şehircilik politikalarının yaygınlaşması, özel sektör açısından çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerinin iş stratejilerine daha bütüncül biçimde entegre edilmesini gerekli kılmaktadır. Hızlı kentleşme, iklim değişikliği ve kaynak baskısı, şirketlerin yalnızca operasyonel verimlilik değil; uzun vadeli değer yaratma, mevzuat uyumu ve paydaş güveni odaklı bir dönüşüm sürecine girmesini zorunlu hale getirmektedir.
Bu çerçevede yeşil şehircilik; şirketler için bir uyum yükümlülüğünden öte, kurumsal dayanıklılığı artıran, riskleri yöneten ve yeni fırsatlar yaratan stratejik bir alan olarak değerlendirilmektedir.
ESG Perspektifinden Yeşil Şehircilik ile Uyum
Yeşil şehircilik politikaları; enerji verimliliği, döngüsel ekonomi, düşük karbonlu ulaşım, atık yönetimi ve yeşil altyapı gibi başlıklarda şirketlerin faaliyet alanlarını doğrudan etkilemektedir. ESG yaklaşımı bu dönüşümü üç temel eksende ele almayı mümkün kılar:
Çevresel (E – Environmental):
Şirketlerin karbon ayak izi yönetimi, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, atık ve su yönetimi uygulamaları, yeşil bina ve tesis yatırımları yoluyla çevresel etkilerini sistematik olarak azaltmaları beklenmektedir.
Sosyal (S – Social):
Yaşanabilir şehirler vizyonu; çalışan sağlığı ve güvenliği, erişilebilir ulaşım, yerel topluluklarla uyumlu projeler ve yeşil istihdam alanlarının desteklenmesi gibi sosyal etki alanlarını güçlendirmektedir.
Yönetişim (G – Governance):
Şeffaf raporlama, mevzuata uyum, risk yönetimi ve sürdürülebilirlik hedeflerinin üst yönetim düzeyinde sahiplenilmesi, ESG performansının temel belirleyicileri arasında yer almaktadır.
Bu bütüncül yaklaşım, şirketlerin sürdürülebilir şehircilik politikalarıyla uyumlu bir kurumsal yapı geliştirmelerine olanak tanımaktadır.
Şirketler İçin Uyum ve Strateji Rehberi
Yeşil Dönüşümü Kurumsal Yetkinliğe Dönüştürmek Mümkün Mü?
ESG raporlamasının ötesine geçerek yeşil dönüşümü gerçek bir kurumsal yetkinliğe dönüştürmek isteyen şirketler için, aşağıdaki stratejik başlıklar kritik öneme sahiptir.
1. Mevzuat Uyumunu Reaktif Değil, Öngörülü Bir Yapıya Taşımak
Şirketlerin çevre ve şehircilik mevzuatına yaklaşımı yalnızca mevcut yükümlülükleri yerine getirmekle sınırlı kalmamalıdır. Karbon piyasaları, emisyon ticareti, yeşil sertifikasyon ve sürdürülebilir finans düzenlemeleri gibi alanlarda ileride bağlayıcı hale gelmesi muhtemel düzenlemeler dikkate alınarak:
● Kurum içi çevresel uyum haritaları oluşturulmalı,
● Operasyonel süreçlerde çevresel riskleri erken aşamada tespit eden hukuki risk izleme mekanizmaları kurulmalı,
● Tedarik zinciri dâhil olmak üzere tüm iş ortaklarında asgari ESG uyum kriterleritanımlanmalıdır.
Bu yaklaşım, şirketleri regülasyonlara sonradan uyum sağlayan değil, standart belirleyen aktörler konumuna taşır.
2. ESG’yi Ayrı Bir Raporlama Başlığı Değil, Yönetim Modeli Olarak Konumlandırmak
Etkili bir ESG entegrasyonu, sürdürülebilirliği tek başına bir iletişim veya raporlama faaliyeti olmaktan çıkararak kurumsal karar alma süreçlerinin merkezine yerleştirir.
Bu kapsamda:
● Yönetim kurulu düzeyinde ESG ve sürdürülebilirlikten sorumlu yapıların oluşturulması,
● Stratejik yatırım ve büyüme kararlarında çevresel ve sosyal etkilerin ölçülmesi,
● Performans göstergelerinin (KPI) ESG hedefleriyle ilişkilendirilmesi,
şirketlerin sürdürülebilirlik iddialarını somut ve ölçülebilir hale getirir.
3. Yeşil Şehircilik Projelerini İş Geliştirme Alanı Olarak Okumak
Akıllı şehirler, yenilenebilir enerji, sürdürülebilir ulaşım ve döngüsel ekonomi alanları; şirketler için yalnızca uyum değil, yeni iş modelleri anlamına gelmektedir.
Bu doğrultuda şirketlerin:
● Belediyeler ve kamu kurumları ile kamu-özel sektör işbirliği fırsatlarını değerlendirmesi,
● Yeşil altyapı, enerji verimli yapılar ve akıllı sistemler alanında çözüm ortağı rolünü üstlenmesi,
● Şehir ölçekli projelerde uzun vadeli etki ve finansal sürdürülebilirliği birlikte ele alması,
yeşil dönüşümü büyüme stratejisinin parçası haline getirmesini sağlar.
4. Şeffaflık ve Güven Unsurunu Stratejik Avantaja Dönüştürmek
ESG performansının düzenli, tutarlı ve doğrulanabilir biçimde raporlanması; yatırımcılar, finans kuruluşları ve kamu otoriteleri nezdinde kurumsal güvenin temel yapı taşlarından biridir.
Bu nedenle şirketlerin:
● ESG verilerini ölçen ve izleyen dijital sistemler kurması,
● Sürdürülebilirlik raporlarını sadece sonuç odaklı değil, süreç ve hedefleri de kapsayacak şekilde yapılandırması,
● Paydaş iletişiminde şeffaf ve gerçekçi bir dil benimsemesi,
uzun vadeli itibar ve finansal dayanıklılık açısından belirleyici olacaktır.
Türkiye’de yeşil şehircilik ve sürdürülebilir kentleşme politikaları, şirketler için geçici bir trend değil; kurumsal stratejileri yeniden tanımlayan kalıcı bir dönüşüm alanıdır. ESG yaklaşımını güçlü bir yönetişim modeliyle birleştiren şirketler; yalnızca mevzuata uyum sağlayan değil, geleceğin şehirlerinde değer yaratan aktörler olarak konumlanacaktır.
Bu çerçevede yeşil dönüşüm; doğru okunduğunda, şirketler için risk yönetimi ile fırsat yaratımını aynı anda mümkün kılan stratejik bir kaldıraç niteliği taşımaktadır.
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.