

Teknolojik gelişmelerin ivme kazanması ve kurumsal Ar-Ge faaliyetlerinin yaygınlaşması ile birlikte, çalışanların işveren nezdinde gerçekleştirdiği buluşların hukuki niteliği daha da önem kazandı. Türkiye’de bu husus, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup; çalışan, işveren ve üçüncü kişiler arasında doğabilecek fikrî hak uyuşmazlıklarının önlenmesi amacıyla belirli kurallara bağlanmıştır.
I. Tanımsal Ayrım: Hizmet Buluşu ve Serbest Buluş
Çalışan buluşları, SMK’nın 113. maddesi çerçevesinde hizmet buluşları ve serbest buluşlarolmak üzere ikiye ayrılmaktadır:
Hizmet buluşu; çalışanın, iş sözleşmesi kapsamında yerine getirdiği görev alanıyla ilgili olarak ve işverenin organizasyonu çerçevesinde geliştirdiği teknik yenilikleri ifade eder. Bu buluşlar, doğrudan işverenin mülkiyetine geçebilecek niteliktedir.
Hukuki dayanak:
● SMK m. 113/1: “Bir çalışanın, iş sözleşmesi sırasında ve bu sözleşmeye dayalı görevlerini yerine getirirken yaptığı buluş, hizmet buluşudur.”
Buna karşılık, çalışanın işverenin altyapısını, verilerini veya kaynaklarını kullanmaksızın ve işin ifası sırasında görev alanı dışında gerçekleştirdiği buluşlar serbest buluş olarak nitelendirilir.
Ancak dikkat edilmesi gereken husus, serbest buluşun da işverenin faaliyet alanıyla kesişip kesişmediğidir. Eğer faaliyet alanıyla örtüşen bir serbest buluş söz konusuysa, işveren belirli koşullar altında öncelikli lisans talep etme hakkına sahip olabilir (SMK m. 117).
II. Hizmet Buluşuna İlişkin Bildirim ve Hak Talebi Süreci
1. Çalışanın Bildirim Yükümlülüğü
Çalışan, gerçekleştirdiği hizmet buluşunu yazılı olarak, gecikmeksizin işverene bildirmekle yükümlüdür (SMK m. 114/1). Bu bildirim, buluşun tanımını, teknik detaylarını ve gerçekleştirilme koşullarını içermelidir.
2. İşverenin Hak Talebi ve Süresi
İşveren, bildirimi aldıktan sonra 4 ay içinde buluş üzerindeki hakkını kullanıp kullanmayacağını yazılı olarak beyan etmelidir (SMK m. 115/1).
● Tam hak talebi durumunda: Buluşun tüm hakları işverene geçer.
● Kısmi hak talebi durumunda: İşverenin kullanım hakkı olur, çalışan diğer hakları elinde tutar.
● Hak talep edilmezse: Buluş üzerindeki tüm haklar çalışanda kalır.
3. Ödül ve Uygun Bedel Hakkı
İşveren, hizmet buluşu üzerinde hak talep ettiğinde, çalışana uygun bir ödül veya bedelödemek zorundadır (SMK m. 120). Bu ödülün miktarı, buluşun ekonomik değeri, şirketin fayda düzeyi ve çalışanın katkısı gibi kriterlerle orantılı olarak belirlenir.
Uyuşmazlık halinde, uygun bedelin tespiti fikrî haklar mahkemesi tarafından yapılır. Bu noktada bilirkişi incelemesi hayati önem taşır.
III. Serbest Buluşlarda Hukuki Denge ve İşverenin Hakları
Serbest buluşlar, ilke olarak çalışanın malvarlığına dahil olsa da, işverenin meşru menfaatini zedelememesi gerekir.
1. Rekabet Yasağı ve Gizlilik Yükümlülüğü
Çalışanın serbest buluşu; işverenin ticari sırlarını, iş modelini veya rekabet stratejisini içerecek nitelikteyse, işveren rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmeleri çerçevesinde hak iddia edebilir.
SMK m. 117’ye göre, serbest buluş işverenin faaliyet alanına giriyorsa, işveren öncelikli lisans talebinde bulunabilir. Bu durumda da çalışanın bildirim yükümlülüğü devam eder.
IV. Sözleşmesel Yön: İş Sözleşmelerine Getirilecek Hükümler
İşverenlerin, çalışan buluşlarına ilişkin düzenlemeleri açık biçimde iş sözleşmelerine veya ayrı bir buluş protokolüne dahil etmeleri önem arz eder. Bu protokollerde;
● Bildirim şekli ve süresi,
● Hak talebi prosedürü,
● Ödül kriterleri,
● Serbest buluş bildirim yükümlülüğü,
● Uyuşmazlık çözüm yöntemi
gibi başlıklar açık ve denetlenebilir şekilde yer almalıdır.
V. Uyuşmazlıklar ve Yargısal Koruma
Buluşun nitelendirilmesi, ekonomik değer tespiti veya hak devri süreci sıklıkla uyuşmazlıklara konu olur. Bu uyuşmazlıklar genellikle:
● Buluşun hizmet mi serbest mi olduğu,
● Hak talebinin zamanında yapılıp yapılmadığı,
● Ödül miktarının yeterli olup olmadığı,
gibi başlıklarda yoğunlaşır. Bu durumda görevli ve yetkili mahkeme, fikrî ve sınai haklar hukuk mahkemesidir.
VI. Sonuç ve Hukuki Tavsiyeler
● Çalışanlar, gerçekleştirdikleri teknik yenilikleri gecikmeden ve yazılı olarak işverene bildirmelidir.
● İşverenler, buluşlar üzerindeki hak taleplerini usulüne uygun biçimde ve süresinde gerçekleştirmelidir.
● Taraflar arasında açık ve adil bir sözleşmesel zemin oluşturulması, gelecekteki ihtilafların önüne geçecektir.
● Özellikle ticari potansiyele sahip buluşlar için, baştan itibaren fikrî mülkiyet hukuku konusunda uzman bir avukattan danışmanlık alınması önemlidir.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK), md. 113–122
Yargıtay Kararları (11. HD, E.2021/4521 K.2021/7379)
Doktrinsel Görüşler: Prof. Dr. Fikret Eren, Prof. Dr. Tekin Memiş
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.