

Avrupa Birliği düzeyinde sürdürülebilirlik raporlama ve durum tespiti yükümlülükleri, şirketlerin çevresel ve sosyal etkilerinin şeffaflığının artırılması açısından kritik bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu 26 Şubat 2025 tarihinde Omnibus I adlı paket teklifini yayınlamıştır; bu teklif, CSRD, AB Taksonomi Regülasyonu ve CSDDD’nin kapsama alanı, uygulama zamanlaması ve raporlama içeriğiyle ilgili değişiklikleri içermektedir.
Nisan 2025’te hem Avrupa Parlamentosu hem de Avrupa Birliği Konseyi “zamanı durduran” (stop-the-clock) düzeltmeleri onaylayarak, bazı yükümlülüklerin uygulama tarihlerini ertelemiştir.
13 Ekim 2025 tarihinde ise Parlamento’nun Hukuk İşleri Komisyonu (JURI), şirketlerin sürdürülebilirlik raporlaması ve özen yükümlülüklerini sadeleştirmeye yönelik yeni yasa paketini onaylamıştır.
Raporlama Yükümlülüklerinde Öne Çıkan Değişiklikler
a) Kapsam Eşiklerinde Yeniden Tanımlama
Yeni taslağa göre, sürdürülebilirlik raporlama yükümlülüğüne tabi olacak şirket sayısı önemli ölçüde azaltılmaktadır. Örneğin, yalnızca 1.000’den fazla çalışanı ve net yıllık cirosu 450 milyon Euro’yu aşan şirketler bu yükümlülüğe tabi olacaktır.
Bu eşiklerin altında kalan şirketler için raporlama zorunluluğu ortadan kalkarken, bunlar gönüllü olarak raporlama yapabileceklerdir.
b) Raporlama İçeriği ve Sürecin Sadeleştirilmesi
Taslakta, sektör-özel raporlama yükümlülüklerinin isteğe bağlı hâle getirilmesi, odak noktalarının nicel verilere kaydırılması ve şirketlerin karşılaştığı idari yüklerin azaltılması yer almaktadır.
Ayrıca, şirketlerin şablonlara, kılavuzlara ve raporlama gerekliliklerine ücretsiz erişimini sağlayacak bir dijital “tek durak” portalının kurulması öngörülmektedir.
3. Özen Gösterme (Due Diligence) Yükümlülüklerinde Temel Gelişmeler
CSDDD kapsamında yer alacak şirketler için yeni eşikler belirlenmiştir; örneğin çalışan sayısı 5.000’in üzerinde ve yıllık net cirosu 1,5 milyar Euro’yu aşan AB şirketleri ile eşdeğer cirosu olan AB dışı şirketler bu yükümlülüğe tabi olacaktır.
Şirketlerin tedarik zincirinden genel bilgi toplamak yerine, yalnızca olumsuz etkinin olasılığının bulunduğu durumlarda bilgi talep etmesi esas alınmaktadır. Kapsam dışındaki şirketlerden ise bu tür talepler sadece “son çare” olarak kabul edilecektir.
c) Geçiş Planları ve Uyumluluk
Şirketlerin, sürdürülebilir ekonomiye ve Paris Anlaşması hedeflerine uygun geçiş planları hazırlamaları beklenecektir.
d) AB Düzeyinde Hukuki Sorumluluk Getirilmemesi
Ulusal yasal düzeyde zararlardan sorumluluk devam ederken, AB düzeyinde ortak bir hukuki sorumluluk rejimi öngörülmemektedir. Uygunsuzluk halinde şirketlerin küresel cirosunun %5’i kadar para cezasına muhatap olabileceği belirtilmiştir.
4. Kurumsal Perspektiften Değerlendirme
● Kuruluşlar için öncelikli adım, kendi faaliyetlerinin belirtilen eşikler kapsamında olup olmadığını hemen değerlendirmek olmalıdır.
● Sürdürülebilirlik raporlama süreçleri ve dahili yönetim mekanizmaları, sadeleştirilmiş içerik ve dijital portal türünde desteklerle uyumlu hâle getirilebilir.
● Tedarik zinciri risk değerlendirmesi, özen yükümlülüklerine hazırlık kapsamında stratejik önem taşımalıdır; özellikle büyük ölçekli şirketlerde.
● Bu düzenlemeler, yalnızca uyum yükümlülüğünü değil, aynı zamanda rekabet avantajı ve kurumsal itibar açısından fırsat anlamına da gelebilir: Sürdürülebilirlik stratejileri erken dönemde entegre edilen şirketler daha güçlü bir konumda olacaktır.
Omnibus I paketi kapsamında yapılan düzenlemeler, sürdürülebilirlik yükümlülüklerinin kapsamını daraltma ve uygulama süreçlerini sadeleştirme yönünde güçlü sinyaller taşımaktadır. Ancak bu, sürdürülebilirlik ya da şeffaflık önceliklerinin önemli olmadığı anlamına gelmemelidir. Kurumsal ölçekte değerlendirildiğinde, bu süreç yatırımcı beklentileri, piyasa rekabeti ve paydaş baskıları açısından önemli bir hazırlık fırsatı sunmaktadır. Şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini gözden geçirmesi, raporlama ve yönetim sistemlerini güncellemesi ve değişime proaktif yaklaşması önerilir.
Not: Bu makale, genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.