

Günümüzün birbirine derinden bağlı küresel ekonomisinde, bir şirketin başarısı artık sadece finansal tablolarıyla değil, insan haklarına ve etik değerlere olan bağlılığıyla da ölçülüyor. Uluslararası İşverenler Örgütü (IOE) tarafından Avrupa Birliği’nin desteğiyle yayımlanan “İnsan Hakları Özen Yükümlülüğü Uygulama Rehberi”, iş dünyasındaki bu köklü dönüşümün en somut araçlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu rehber, teorik prensipler ile sahadaki uygulama arasındaki boşluğu doldurarak, işletmeler için etik bir pusula görevi görüyor.
Rehberin Hazırlanma Gerekçesi: Neden Şimdi?
Bu rehberin hazırlanmasının arkasında yatan temel neden, iş dünyasının karşı karşıya kaldığı “yasal zorunluluk” ve “piyasa beklentisi” kıskacıdır. Geçmişte “gönüllülük” esasına dayanan kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, artık yerini sert yasal düzenlemelere bırakmaktadır.
Özellikle Avrupa Birliği’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Özen Yükümlülüğü Direktifi (CSDDD), şirketlerin sadece kendi faaliyetlerinden değil, tüm değer zincirlerindeki insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulacağı bir dönemi başlatmıştır. Birçok şirket, özellikle de sınırlı kaynağa sahip KOBİ’ler, bu karmaşık yasal süreçlere nasıl uyum sağlayacakları konusunda ciddi bir belirsizlik yaşamaktadır. IOE, bu rehberi işte bu belirsizliği gidermek, riskleri yönetilebilir kılmak ve işletmeleri küresel standartlara taşımak için hazırlamıştır.
Rehberin Temel Amaçları ve Stratejik Hedefleri
Rehberin amacı sadece kuralları listelemek değil, sürdürülebilir bir iş kültürü inşa etmektir. Temel amaçları şu şekilde detaylandırılabilir:
● KOBİ’ler İçin Erişilebilirlik Sağlamak: Büyük ölçekli çok uluslu şirketlerin aksine, KOBİ’ler genellikle insan hakları risklerini analiz edecek uzman kadrolara sahip değildir. Rehber, bu süreci “adım adım” bir yaklaşımla basitleştirerek, her ölçekteki işletmenin uygulayabileceği pratik bir format sunar.
● Küresel Standartlar Arasında Uyum Kurmak: BM, OECD ve ILO gibi kuruluşların farklı rehberleri işletmeler için kafa karıştırıcı olabilir. IOE rehberi, tüm bu uluslararası çerçeveleri tek bir potada eriterek “politika tutarlılığı” sağlar. Böylece bir şirket bu rehberi takip ettiğinde, birden fazla küresel standarda aynı anda uyum sağlamış olur.
● Tedarik Zinciri Dayanıklılığını Artırmak: Rehber, şirketlerin tedarikçileriyle olan ilişkilerini sadece bir alım-satım ilişkisinden çıkarıp bir “risk ortaklığına” dönüştürmeyi amaçlar. Bu sayede, zincirdeki bir halkada yaşanacak insan hakları ihlalinin tüm markaya zarar vermesi önceden engellenir.
● İşveren Örgütlerini Güçlendirmek: Sadece şirketlere değil, İşveren ve İş Dünyası Kuruluşlarına (EBMO’lar) da kendi üyelerini eğitme ve kapasite geliştirme konusunda bir araç seti sunar.
Rehber, işletmelerin şu döngüyü takip etmesini öneriyor:
Politika Belirleme: Şirketin insan haklarına saygı duyacağını beyan eden bir belge oluşturması.
Risk Analizi: Faaliyetlerin insan haklarına olası etkilerini tespit etmesi.
Önleme: Tespit edilen riskleri durduracak eylemler planlaması.
İzleme: Alınan önlemlerin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmesi.
Raporlama: Süreci ve sonuçları paydaşlara açıklaması.
İyileştirme: Bir zarar oluştuysa bunun telafi edilmesi için mekanizma kurması.
Uygulamada Yeni Bir Yaklaşım: Reaktiften Proaktife
Bu rehberin en kritik noktası, şirketleri “sorun çıktıktan sonra çözen” (reaktif) bir yapıdan, “sorun çıkmadan tespit eden” (proaktif) bir yapıya dönüştürme isteğidir. İnsan hakları özen yükümlülüğü artık bir yan faaliyet değil, şirketin ana stratejisinin, satın alma süreçlerinin ve yönetim kurulu kararlarının ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmaktadır.
IOE ve AB iş birliğiyle hazırlanan bu döküman, işletmelere sadece “ne yapmaları gerektiğini” değil, “nasıl yapacaklarını” gösteren pratik bir yol haritasıdır. Bu rehberi benimseyen şirketler, sadece yasal yaptırımlardan korunmakla kalmayacak, aynı zamanda etik değerlere önem veren yeni nesil yatırımcıların ve tüketicilerin güvenini kazanarak rekabet avantajı elde edeceklerdir.
Not: Bu makale, hukuki konulara ilgi duyan kişilerin genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.