

Sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği ile mücadele, dünya ticaretinin ve ekonomik politikalarının ana eksenine oturmuş durumda. Avrupa Birliği’nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM / CBAM) uygulamasıyla başlayan bu süreç, Türkiye dahil tüm ihracatçı ülkeler için “karbon maliyeti” kavramını gündemin ilk sırasına taşıdı.
Türkiye’de işletmelerin doğrudan bir ulusal karbon vergisi ödeme zorunluluğu şu an için bulunmamaktadır. Ancak, durumun dinamiklerini ve şirketlerin karşılaşacağı mevcut ve potansiyel maliyetleri iki ana başlık altında incelemek, konuya tam hakimiyet sağlayacaktır.
Avrupa Birliği’nin SKDM Etkisi: İhraç Edilen Karbona Maliyet Geldi
Türkiye’de ulusal bir karbon vergisi olmasa da, Avrupa Birliği’ne ihracat yapan şirketler için dolaylı bir karbon maliyeti zaten yürürlüktedir ve kademeli olarak artacaktır.
SKDM’nin İşleyişi ve Türkiye’ye Etkisi
● Amaç: SKDM, AB’nin kendi içinde uyguladığı Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) nedeniyle AB’li üreticilerin dezavantajlı duruma düşmesini (rekabet kaybı) ve üretimin daha gevşek karbon düzenlemelerine sahip ülkelere kaymasını (karbon kaçağı) engellemeyi amaçlar.
● Kapsam: Mekanizma, ilk aşamada demir-çelik, çimento, gübre, alüminyum, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun sektörleri kapsamaktadır.
● Geçiş Dönemi (1 Ekim 2023 – 31 Aralık 2025): Bu dönemde, Türk ihracatçılar SKDM kapsamındaki ürünlerinin üretiminde ortaya çıkan gömülü emisyonlarısadece raporlamakla yükümlüdür. Henüz mali bir yükümlülük yoktur.
● Mali Yükümlülüğün Başlangıcı (1 Ocak 2026 İtibarıyla): 2026 yılından itibaren, Türk şirketleri AB’ye ihraç ettikleri ürünlerdeki karbon içeriği için SKDM Sertifikasısatın almak zorunda kalacaklardır.
Türk ihracatçılarının SKDM sertifikaları için ödeyeceği maliyet, teorik olarak AB Hazinesine aktarılacaktır. Ancak, Türkiye’de aynı düzeyde bir ulusal karbon fiyatlandırma mekanizması (örneğin ETS veya ulusal karbon vergisi) yürürlüğe girerse, ihracatçıların ödediği miktar yurt içinde kalacak ve AB’de tekrar vergilendirme yapılmayacaktır. Bu, Türkiye için kritik bir politika tercihidir.
Ulusal Karbon Fiyatlandırma Mekanizmalarına Yönelik Hazırlıklar
Türkiye, AB’ye uyum ve kendi iklim hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla ulusal bir karbon fiyatlandırma sistemi kurma çalışmalarını hızlandırmıştır. Güncel resmi belgeler ve stratejiler, iki ana mekanizmanın olası uygulamasına işaret etmektedir:
A. Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)
● Türkiye’nin asıl odağı, AB’deki gibi bir Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kurmaktır.
● İklim Kanunu‘nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, öncelikle C Kategorideki (yüksek emisyonlu) tesisler olmak üzere, sera gazı izleme yönetmeliğine tabi işletmeler için bir emisyon üst sınırı belirlenecek ve bu sınırı aşanlar emisyon izni/kredisi satın almak zorunda kalacaktır.
● Bu sistem, şirketler için doğrudan vergi olmasa da, emisyon izni satın alma maliyetişeklinde bir mali yük getirecektir.
B. Tamamlayıcı Karbon Vergisi Çalışmaları
● İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030) gibi resmi belgelerde, ETS’yi tamamlayıcı nitelikte bir karbon vergisi mekanizmasıtasarlanması hedeflenmektedir.
● Bu kapsamda, mevcut Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanunu içerisindeki yakıt tarifelerine karbon içeriği eklenmesi suretiyle, dolaylı karbon fiyatlandırmasının açık bir vergiye dönüştürülmesi olasılığı bulunmaktadır.
Sektörlerin Sürdürülebilirlik/ESG Yol Haritası: Ne Yapmalı?
Karbon maliyetlerinin kaçınılmaz olduğu bu yeni dönemde, şirketlerin sürdürülebilirlik ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) alanlarında proaktif adımlar atması hayati önem taşımaktadır.
| Sektör/Konu | Mevcut Durum (Risk) | Sürdürülebilirlik/ESG Odak Noktası (Çözüm) |
| İhracatçı Sektörler (Demir-Çelik, Çimento, Alüminyum, Kimya/Gübre) | 2026 itibarıyla AB’ye ihracatta SKDM maliyeti ve rekabet kaybı riski. | Kapsam 1 ve Kapsam 2 Emisyon Azaltımı: Enerji verimliliği yatırımları, yenilenebilir enerji alım/üretimi, düşük karbonlu yakıt/hammadde ikamesi. Doğru Raporlama: SKDM’ye uyumlu, akredite edilmiş emisyon ölçümü ve raporlama sistemlerinin kurulması. |
| Tüm Büyük İşletmeler | Potansiyel ulusal ETS veya karbon vergisi yükümlülüğü. Finansmana erişimde ESG kriterlerinin zorunluluğu. | Karbon Ayak İzi Yönetimi: ISO 14064 standartlarına göre Kapsam 1, 2 ve 3 ayak izinin periyodik olarak hesaplanması ve doğrulanması. Yeşil Finansman:Sürdürülebilirlik bağlantılı kredi ve tahvil gibi düşük maliyetli finansman araçlarına yönelmek için ESG derecelendirmesini iyileştirme. |
| Finans Sektörü (Bankalar, Sigorta, Yatırım) | TCFD ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) zorunlulukları, kredi portföyündeki iklim riskleri. | Sürdürülebilirlik Risk Yönetimi:Portföydeki karbon yoğun şirketlerin (SKDM’den etkilenenler dahil) iklim risklerini değerlendirme ve kredi koşullarını buna göre belirleme. Yeşil Ürünler: Yeşil kredi, yeşil tahvil ve ESG fonlarını yaygınlaştırma. |
| Tedarik Zinciri (Lojistik, Tekstil, Otomotiv) | SKDM kapsamının genişleme riski, büyük müşterilerden gelen Kapsam 3 emisyon azaltım talepleri. | Tedarikçi Değerlendirmesi: Kritik tedarikçilerin ESG performansını ölçme ve düşük karbonlu uygulamalara geçişi teşvik etme. Döngüsel Ekonomi: Atık yönetimi ve su tüketimini optimize etme. |
Özetle: Türkiye’de şu an doğrudan bir ulusal karbon vergisi yok, ancak AB’ye ihracat yapan şirketler 2026’dan itibaren SKDM maliyeti ile karşılaşacak. Ulusal düzeyde ise ETS ve/veya onu tamamlayıcı karbon vergisi uygulamaları için altyapı çalışmaları hızla devam etmekte olup, İklim Kanunu ile bu mekanizmaların yasalaşması beklenmektedir.
Not: Bu makale, genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.