

Türkiye, küresel iklim kriziyle mücadeledeki taahhüdünü bir adım öteye taşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından New York’taki İklim Zirvesi’nde açıklanan ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) sunulan İkinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0), ülkenin 2053 net sıfır hedefine giden yolda yeni ve güçlü bir kilometre taşını temsil ediyor. Bu beyan, sadece nicel hedefler değil, aynı zamanda iklim eylemini toplumun tüm katmanlarına yayan, değer odaklı ve yapısal bir dönüşümünçerçevesini çizmektedir.
NDC Nedir ve Türkiye Neden Bu Belgeyi Güçlendirdi?
Ulusal Katkı Beyanı (NDC), Paris Anlaşması’nın kalbinde yer alan ve her ülkenin sera gazı (GHG) emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı direncini artırma taahhütlerini detaylandırdığı ulusal eylem planıdır. Küresel bir krizle karşı karşıyayken, toplum olarak NDC’lerin önemine dair farkındalığı artırmamız kritik önem taşımaktadır. Her güncelleme, küresel sıcaklık artışını 1.5 C°’nin altında tutma hedefine ulaşmak için ülkelerin çıtayı yükseltmesini gerektirir. Türkiye’nin NDC 3.0’ı, bu küresel çabaya karşı adil, uygulanabilir ve en yüksek düzeyde hırsı ortaya koyan güncellenmiş bir taahhüt setidir.
2035 İçin Artırılmış Azaltım Hedefi
Yeni NDC’nin en somut göstergesi, 2035 yılı için belirlenen sera gazı emisyon hedefidir:
● Azaltım Taahhüdü: Emisyonları, İş-Olduğu-Gibi (BAU) senaryosuna kıyasla 466 milyon ton CO2 eşdeğeri (CO2 eq.) azaltmak.
● Emisyon Tavanı: Toplam sera gazı emisyonlarını 2035’te 643 milyon ton CO2 eşdeğeri ile sınırlamak.
Bu hedef, dinamik ekonomik kalkınma, hızlı şehirleşme ve artan enerji talebi gibi Türkiye’nin ulusal koşullarını ve kapasitelerini dikkate alarak oluşturulmuş, bilimsel temellere dayanan ciddi bir taahhüttür.
NDC 3.0’ı Güçlendiren Yapısal Politika Mimarisi
Yeni beyan, Türkiye’nin son yıllarda oluşturduğu güçlü iklim politikaları mimarisinin bir yansımasıdır. NDC 3.0, tek bir belge olmanın ötesinde, kapsamlı bir yasal ve stratejik çerçevenin uygulanma aracıdır:
● İklim Kanunu (No. 7552): 2025’te kabul edilen bu ilk kapsamlı mevzuat, iklim eylemi için sağlam bir hukuki temel sunuyor, kurumsal koordinasyonu güçlendiriyor ve eşitlik, iklim adaleti ve şeffaflık gibi temel ilkeleri benimsiyor.
● Uzun Dönemli İklim Stratejisi (LTS): COP 29’da açıklanan bu strateji, 2053 net sıfır vizyonuna ulaşmak için kısa vadeli eylemlerle uzun vadeli hedefleri hizalamaktadır.
● Eylem Planları:
○ İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (2024–2030): Enerji, sanayi, ulaştırma ve tarım dahil yedi ana sektörde 49 strateji ve 260 eylemi özetler.
○ İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (2024–2030): Su kaynakları, tarım, halk sağlığı ve kentsel direnç dahil 11 öncelikli sektörde iklim direncini güçlendirmek için 40 strateji ve 129 eylemi içerir.
Bu stratejik belgeler, Türkiye’nin ekonomi genelinde ve sektörler arası bütüncül bir dönüşüm yaklaşımı benimsediğini göstermektedir.
Bilim Temelli ve Şeffaf Yaklaşım
Türkiye, NDC hedeflerini belirlerken bilimsel altyapısını önemli ölçüde güçlendirmiştir:
● Modelleme Altyapısı: Emisyon projeksiyonları, 2018 referans yılı baz alınarak, uluslararası geçerliliği olan IPCC metodolojileriyle uyumlu şekilde geliştirilen CLEWs modelleme çerçevesi kullanılarak hesaplanmıştır.
● Gelişmiş İklim Projeksiyonları: Ülke, uyum politikalarını desteklemek amacıyla ulusal iklim projeksiyonlarını 3 kilometrelik çözünürlükte (RCM) 2100 yılına kadar güncelleyerek, iklim risklerinin bilimsel temelini sağlamlaştırmıştır.
Bu şeffaf ve metodolojik yaklaşım, politikaların güvenilirliğini artırmakta ve karar alıcılar için net bir yol haritası sunmaktadır.
Yapısal Dönüşümün İki Kritik Mekanizması
İklim Kanunu, hedefleri gerçekleştirecek iki temel yapısal mekanizmanın kurulmasına hukuki zemin hazırlamıştır:
1. Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS):
○ Kuruluş aşamasında olan ETS, emisyon yoğun sektörler için bir planlama ve uygulama aracı olarak tasarlanmıştır.
○ Elde edilen gelirler, düşük karbonlu yatırımlara ve adil geçiş (Just Transition) tedbirlerine yönlendirilerek sosyal ve ekonomik etkilerin yönetilmesini sağlayacaktır.
2. Türkiye’nin Yeşil Taksonomisi:
○ Hazırlık aşamasında olup 2026 sonunda yürürlüğe girmesi beklenen bu düzenleme, AB Taksonomisi ile uyumlu olacak ve sürdürülebilir finans akışlarını kolaylaştıracaktır.
○ GHG azaltımı, iklim uyumu, su kaynaklarının korunması ve biyoçeşitlilik dahil altı çevresel amacı kapsayacaktır.
Kapsayıcılık: Adil Geçiş ve Çok Paydaşlı Süreç
Türkiye’nin NDC 3.0 belgesi, iklim eyleminin temel bir değer olan adalet ilkesinden ayrılmadığının altını çizmektedir. Hazırlık süreci, eşi benzeri görülmemiş bir katılımla yürütülmüştür:
● Geniş Katılım: 2022-2025 yılları arasında kamu, özel sektör, yerel yönetimler, akademi ve STK’lar dahil 175 kurumdan 6.000’den fazla temsilcinin katıldığı 200’den fazla istişare toplantısı düzenlenmiştir.
● Gençlik ve Kadın Katılımı: Genç İklim Elçileri Platformu, sürece aktif olarak katkıda bulunmuş ve gençlerin beklentilerini içeren raporlar sunmuştur. Kadınların yeşil ekonomiye katılımı, Kadınların Güçlendirilmesi Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2028) ile teşvik edilmekte ve toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçelemebenimsenmektedir.
● Adil Geçiş Odak Noktaları: İklim politikaları, kadınlar, çocuklar, düşük gelir grupları ve KOBİ’ler dahil özel ihtiyaç sahibi grupları güvence altına alacak şekilde tasarlanmıştır. Yeşil işlere geçiş için işgücü beceri geliştirme programları ve sosyal koruma mekanizmalarına vurgu yapılmaktadır.
Küresel Çabaya Güçlü Bir Katkı
Türkiye’nin İkinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0), ülkenin iklim değişikliğiyle mücadelesinde daha kararlı, bilimsel ve bütüncül bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Ekonomik büyüme, sosyal adalet ve çevresel sürdürülebilirliği dengeleyen bu yeni çerçeve, 2053 net sıfır hedefine doğru sağlam bir temel atmaktadır.
Bu beyan, Türkiye’nin küresel iklim krizine karşı ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi çerçevesinde adil, kapsayıcı ve uygulanabilir bir dönüşüm modeli sunarak, Paris Anlaşması’nın hedeflerine aktif bir katkı sağladığını teyit etmektedir.
Not: Bu makale, genel bilgilendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır; ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kapsamlı bir kaynak olma iddiası taşımaz ve yasal tavsiye olarak değerlendirilmemelidir.
Son yıllarda, hem varlık sahiplerinin hem de yöneticilerin UNPRI ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri gibi küresel girişimleri giderek daha fazla benimsemesiyle, yatırımcıların ilgisinde ESG uyumlu yatırımlara doğru gözle görülür bir değişim yaşandı. Bu eğilime, sürdürülebilir yatırım seçeneklerine yönelik perakende talebinde gözle görülür bir artış eşlik ediyor. Bu değişimler, varlık sahiplerinin ve yöneticilerinin ESG hakkındaki duruşlarını ve yatırım karar alma süreçlerindeki rolünü net bir şekilde tanımlamaları için bir fırsat yaratıyor.
ESG faktörleri ile yatırım kararı alma arasındaki gelişen bağlantı, fonları ve varlık yönetimi sektörünü önemli ölçüde etkiliyor. Varlık sahipleri ve yöneticileri, önerilen herhangi bir işlemde veya yatırım kararında ESG hususlarını hesaba katmak konusunda kendilerini giderek daha fazla yükümlü buluyorlar. Bu, sürdürülebilirlik risklerinin uygun şekilde değerlendirilmesini ve yatırımların müvekkillerinin veya yararlanıcılarının ESG tercihleriyle uyumlu olmasını sağlar. Sonuç olarak, ESG konularının entegrasyonu yalnızca bir uyum çalışması olmaktan çıkıp varlık sahipleri ve yöneticileri için temel bir iş hususu haline geldi.
Bu gelişmeleri yakından takip ederek, işletmelerin ESG süreçlerinde ihtiyaçları olan entegrasyonu sağlama konusunda geniş deneyime sahibiz. Hizmetlerimiz, organizasyon düzeyinde stratejik ve operasyonel tavsiyeler sunmaktan, ESG ile ilgili stratejilerin başlatılmasına veya yatırım yapılmasına yardımcı olmaya kadar uzanır.
Kurumsal amaç, hesap verebilirlik ve operasyonel dayanıklılığa artan vurgu, kurumsal stratejiler kapsamında çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) hususlarının önemini artırmaya devam ediyor.
Geçmişte bu tür konular genellikle finansal değeri azaltıcı olarak görülebilirken, artık sürdürülebilir iş uygulamalarının yalnızca riskleri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda şirketlerin değerini de artırdığına dair giderek artan bir farkındalık var. Her işletmenin farklı riskleri olsa da, iklim değişikliği etkisi, yolsuzluk gibi etik ihlaller, işçi hakları ihlalleri, modern kölelik ve insan hakları ihlalleri, cinsel taciz iddiaları, iş yeri kültürü ve vergi kaçakçılığı gibi konular yaygın riskler arasında yer alıyor.
İşletmelere, fırsatları yakalarken ESG risklerini etkili bir şekilde yönetmeye yönelik stratejileri anlamalarına ve uygulama süreçlerinde yol arkadaşı oluyoruz. Yönetişim, insan hakları, iklimle ilgili kaygılar ve topluluk katılımını kapsayan derin uzmanlığımızdan ve kapsamlı pazar bilgimizden yararlanarak, işletmelerin uzun vadeli dayanıklı temellerde, başarı bir ESG ortamını en sağlıklı yöntemlerle yönetecek stratejileri geliştiriyoruz.